Kayıtlar

Yeniden Başlamalı

Resim
Gülpembe bahar türküleriyle, kıyıda gölgesine oturup zeytin ağacının Ben geldim derim eski günlerin düşelim yollarına kanayan sevgi çiçeğinin Yeniden doğup eline günün, yeniden duyup adını gülün Yeniden... Yeniden başlamalı, yeniden anlamalı, yeniden dinlemeli o yiten türküleri Dağılır gider kara bir bulut dokununca bir dost eli... Nerde tükettin türkülerini, yanıyor işte ışık o serin dost odalarında Aç kapını çık eskisi gibi yolunu gözlemesin kıyıda zeytin ağaçları Yeniden yürü tozlu yollara, yeniden uyan o sabahlara, yeniden.... Açılır dost kucağı, açılır sevgi gülü, açılınca yeniden o büyük eski kapı Dağılır gider kara bir bulut dokunca bir dost eli... Bir teşrinievvel daha geçerken ömrümüzden, yeniden başlamalı yazmaya dedim öyle geldi içimden. Bir sürü şarkı, şiir, öykü, fotoğraf ve hikaye birikti malum, o zaman ben geldim diyorum. Çinka-Nana

FiLiN yOlCuLuĞu.

Resim
Ben de başlık atarken Jose Saramago gibi pek umursamadım büyük harfi küçük harfi. Dilbilgisi kuralları da neymiş... Saramago bu romanını hastalığı dolayısıyla ara vererek hatta bir kısmını da hastaneden yazmış. Bitirememe korkusu duyarak yazmış neyse ki tamamlamış ve Filin Yolculuğu son eseri olmuş. İyi ki de bitirmiş, gerçi ben de yazarın ara vererek yazması misali bayağı uzunca bir sürede ancak okuyabildim bu kitabı sebebini de tam bilemiyorum. Belki diyalog formunda olmayan diyalogların içinde kimin söz aldığının belirtilmemesinden belki de  uzayıp giden cümlelerde  betimlemelerin ve düşüncelerin birbirini kovalamasından. Normalden biraz daha fazla konsantre gerektirdiği için bu üslup biraz uzun sürede okudum galiba. Kitabın orijinal metininde hiç dipnot yokmuş fakat çevirmenimiz Portekiz kültürüne ve coğrafyasına ait göndermeleri anlayabilmemiz adına eklemeler yapmış ve faydalı da olmuş kanımca. Ayrıca gerçekten de zor bir metni başarıyla çevirebilmiş olduğunu hiss...

Hazan'a Veda...

Resim
Ah müzik çalarım neler yaptın yaptın bu sabah. Kıyı boyunca hafif yağmur altında hızla ilerleyen dolmuşun penceresinden yansıyanlara harikulade bir fon seçtin. Mozart Andante (Piano concerto no. 21)... Bir kere daha şiddetle hissettim, anladım ve gördüm ki Mozart'ın müziğinde doğanın sesi var doğanın düzenin kendisi var, yaratıcıyı yücelten bir şeyler var her notada. Pencereden görünenler arasında en güzeller yine yaratıcının eserleri. Yapraklarına veda eden ağaçlar, bordodan sarıya hazan tonlarındaki yapraklar, kasalarda satılmayı bekleyen sarı ışık altında mandalinalar, gri gökyüzü, kara bir deniz, bembeyaz köpük köpük dans eden dalgalar... Nasıl bir düzen, nasıl bir kusursuzluk... İnsan eliyle olanları ise gözümün görmemesi, gördüysem de algılamaması için bir çaba sarf ettiğimi söylememe gerek yok sanırım. Ah insanlar ah... Ne kadar aciz ve çirkin olabiliyoruz bu düzen içinde. Güzün kışa hoş geldin diye fısıldadığını duyar gibi oldum ve gülümseyerek içimden ben de hoşç...

Anneanne...

Resim
Ölüm yıldönümünde andık onu pek hatırlamadığım bir kaç fotoğraftan ibaret hayalimde canlanan. Ben kucağındayım o yaşlı bir o kadar kibar ve zarif bir kadın. Ud çalarmış kına gecelerinde mahallenin kadınlarına bir de söylermiş çok güzel bense hayatta kalan arkadaşlarından duydum bunları hep. O zaman anneannecim bir başka dilden sana gelsin bu çokça söylediğin gelin nazlaması...

Zamba Para Olvidar

Resim
Uzunca bir süredir benim gönül listelerimde üst sıralarda bu şarkı efendim. Biraz acıklı esasında aşk acısınan dert yanan sitemkar bir edalar bir haller var sözlerde ama bir yandan da sıcacık. Sonunda aşktan kalan gitarımla çalıp durduğum şu berbat şarkıdan ibaret... diyor be isyaaaan! Çağan Irmak tavsiyesidir efendim hemen baş tacı edilir...  

Biraz kitap biraz müzik

Resim
Okuduklarım, izlediklerim ve dinlediklerim oldukça karışık bir süredir. Bir solukta okuduklarım, dinleye dinleye bıkmadıklarım derken bakalım hangileri ne gibi izler bırakmış... Öncelikle Uygar Şirin geliyor aklıma. Egoist okurda sayesinde iki kitabını okudum Anne Tut Elimi ve Karışık Kaset. Anne Tut Elimi beni sürükledi kelimenin tam anlamıyla biraz da gerildim ama okumaya değer konuşmayan Ceren'in hikayesi. Tam da şöyle başlar:  Ben konuşsaydım, size konuşmanın nasıl bir şey olduğunu anlatırdım. Ben konuşmayı hep bir şeylere benzetirim. Konuşmak, pazar sabahı altı buçukta uyandıktan sonra, o günü pazartesi sandığınız için kalkıp okula gitmeye hazırlanırken, tatil olduğunu fark edip tekrar uyumaya benzer. Konuşmak, yolda giderken bir köpeğin sizi çok sevip peşinize takılmasına benzer. Konuşmak, çayınız çok sıcak diye annenizin birazını döküp üstüne soğuk su eklemesine benzer. Konuşmak, çok sevdiğiniz bir şeyi, tokanızı ya da terliğinizi ya da kalem kutunuzu bir türlü bulamadıkt...

En Güzel Günlerini Demek Bensiz Yaşadın...

Resim
Zaten ne yazarsan yaz kelimelerle anlatılamayacak bir şarkı 'Huysuz ve Tatlı Kadın'... İster Müzeyyen Senar'dan dinle ister Zeki Müren'den ve istersen daha nice güzel sesten ve yorumdan... Yüreğini şarkılara, müziğe ve dizelere açmış olanların her daim içine işler. Derken bir kitap çıkar karşına: En Güzel Günlerini Demek Bensiz Yaşadın... Kitaptan önce yazarla olan bir röportaj çıktı gerçi karşıma ama Can Gürses'in kendi hikayesi röportaja yansıyanlardan okuyabildiğim kadarıyla zaten yeterince farklı, başarılı ve iddialı. Kitabı heyecanla açtım ve ne göreyim sevilmeyen yemekler, eşyalar dile gelmiş. Kalabalık bir aile sofrasında Edibe Hanım'ın çeşit çeşit yemekleri ve çeşit çeşit aile üyeleri... Hepsinin hikayesi sanki hepimizin hikayesi. Bir de güzel şarkılar eşlik ediyor ki bu sofraya sormayın gitsin. Onları da ekliyorum buraya tabi ki... Her satırından zevk aldığım, lezzetli ve nostaljik sayfalar akıp gitmesin diye kendimi durdurduğum güzel kitaplardan biri ...