"Bütün çağların trajedisi bu, Ku-ya-ra; 'Kumda yatma rahatlığı'. A-da-ko: 'Ağaç dalı kompleksi'. Şimdi kumda yattığım için kuyara diyorum. Daha da genişletilebilir. Kuyara, alışılmış tatların sürüp gitmesindeki rahatlıktır. Düşünmeden uyuyuvermek. Biteviye geçen günlerin kolaylığı. Ya Adako? Ağaç dalındaki, gövdeden ayrılma eğilimini fark ettin mi bilmem? Hep öyle öteye uzar. Gövdenin toprağa kök salmış rahatlığından bir kaçıştır bu. Özgürlüğe susamışlıktır. Buna ben 'ağaç dalı kompleksi' diyorum. Genç hastalığıdır. Çoğunlukla Kuyara dişidir. Adako erkek. Pek seyrek cins değiştirdikleri de olur. Ağaç dalı kompleksine tutulmuş kişi tedirgindir. İnsanların ağaç dallarını budayıp gövdeye yaklaştırdıkları gibi, yakınları onun içindeki bu Adako'yu da budarlar. Onu gövdeden ayırmak için ellerinden geleni yaparlar. Kimi insana ne yapılsa yararı olmaz. Asi daldır o. Ayrılır. Balta işlemez ona." Diyor C. ya da Aylak Adam. Kimsenin içindeki Adako buda...
Kadına şiddet almış başını giderken, kadın cinayetlerine ilişkin rakamları sadece rakam olarak kanıksayıp yaşamaya devam ederken türküler ve şarkılar sadece fonda dönüp durmaz bir anda içine işler ve hatırlatır bir sürü şeyi ve fark edersin kadını, kadının sazımızda sözümüzde nasıl güzel anlatıldığını... En güzel kadınlar karması yapmaya karar verirsin. İlk sırayı Fadime'ye veriyorum. Karadeniz'in kızı belgeseline de ne yakışmış... Türkülere sığmayan, paylaşılamayan, anlaşılamayan Fadimelere... Sırada ise Elif var. İnce ince dokunan yüreğe... Üçüncü sırada güzeller güzeli Zeynep... Dördüncü ise E Asiye... adına kurban, yakıp kavuran Asiye... En sonda da bir sitem var Suzan'a....
yapraktan yosundan yoncadan bahar inceden inceden paris baharı bu bulanık bir kül rengidir tüter nazlı nazlı bir kül rengi yorgun argın ılık serde ressamlık var azcık bütün gün mor üstüne çalışmışım boğazıma kadar mora gömülmüşüm uzaktan bir akordeon sesi geliyor mosmor dilimin acısı kolumun sızısı kırk yıllık emektar başağrılarım mor sen nehri bal rengi eiffel kulesi mor bir yüz morardıkça morarıyor kanlıca sırtlarında bir yerde akşam oluyor.. bütün gün mor üstüne çalışmışım mor deyip geçme belalı renk musibet yeryüzünde ne kadar insan varsa bir o kadar mor menekşenin moru mavzerin moru kasaturanın moru suya dökülmüş mazotun moru neftin moru ziftin moru asfaltın moru telgraf tellerinde petekkıranlar buğday tarlasında devedikenleri karadutun moru karamuğun moru kuzgunun moru sıfırın altında çocuk elleri ela gözlere konmuş murdar sineklerin moru gözlerimi yumduğum zaman gördüğüm mor morun karanlığı karanlığın moru yok ölünün k...
Yorumlar