Kayıtlar

Leyla, Temple, Mozart, Balina...

Resim
Bu gün bir duygu seline kapıldım ki anlatmak istedim. Çok modern sarı üzerine çay yaprağı desenli belediye otobüsü ile tıngır mıngır okula giderken Leyla'nın Evi'nin son sayfalarını okuyordum. O nasıl duygusal bir son nasıl insanın içine dokunan bir insan Leyla... Derken gözlerimden pıt pıt yaşlar aktı e biraz tuttum da kendimi malum otobüsteydim. Sonra okula geldim bir baktım Merve günüymüş:) Bir filmden bahsetti izleyeceklermiş öğrencilerle dedim ki benim minikler de izlesin. Gerçek bir yaşam öyküsünü anlatan film otizm ile ilgiliydi. Ben de çocuklarla beraber izledim. Gözyaşlarım sel olup akardı peçeteler yetişmezdi de öğrencilerin arasında tuttum kendimi. E sonucu baş ağrısı oldu tabi ki. Otizm'le ilgili olması bana amfideki özel eğitim derslerini hatırlattı. Hocamız o kadar etkileyici bir şekilde anlatmıştı ki her şeyi  kendi hastalarından örnekler vererek... Dün gibi aklımda hepsi. Bir de minnoşun çok sevdiği ve sayesinde okuduğum Mozart ve Balina geldi aklıma. E duyg...

Dünya Nüfusu

Resim
Şunun şurasında kaç kişiyiz Romeo'yla Jülyet'i saymazsak Kerem'le Aslı Ferhat'la Şirin Tahir'le Zühre Hadi Leyla ile Mecnun diyelim Bir de seninle ben... Aziz Nesin

Brida...

Resim
Tradition says that, in life, each person can take one of two attitudes: to build or to plant. The builders might take years over their tasks, but one day, they finish what they're doing. Then they find they're hemmed in by their own walls. Life loses its meaning when the building stops. Then they are those who plant. They endure storms and all the many vicissitudes of the seasons, and they rarely rest. But, unlike a building, a garden never stops growing. And while it requires the gardener's constant attention, it also allows for the gardener to be a great adventure. Gardeners always recognise each other, because they know that in the history of each plant lies the growth of the whole World. Paulo Coelho / Brida

siperde perende

Resim
Ben Lazikadan kalktım geldim bu sabah.Bulanık mavilerine baka baka Karadeniz'in... Çokça gülümsedim aydım, aydınlandım; gıcır gıcır, sımsıcak kitaplarla karşılandım ve ben bir şiir tuttum bu sabah: Kim der ki "Mukadderat sicimi beni bağlamaz"? Askını, kaskını, maskeni taksan bile... Namluların nazarı değdiği zaman Azrail'in menzilinde kim sakarlaşmaz? Kim der ki "Ebediyet kullanışsızdır"? Üçüncü günündeyken üç günlük dünya bana belki sevap kazandırır çocuklarım var diye sürdürdüğüm vardiya Kim der ki "Gençliğimi israf etmedim"? Kim ne derse desin, ıslık değil parola çığlık. Siperden mezara tepemdedir her daim Yüzbaşı Güz, Albay Ölüm ve General Ayrılık. Murat Menteş

KƷapa...

Resim
Ham tuta kƷapa ren, mteli gza-muşis ren:) Çkimi coxo Ḉinka ren na mupat, Lazuri pçağaten. Biduşuni do ma Lazuri miçkin vamapamiten e mitiz vauçkin Rizeniz. Nanaçkimi kala a çuta bipamitamt telefoniz heşo ti mutu vaoxoboƷonam. Nanaçkimi nena gomançelu :( HaƷi Lazuri nampçağumşeni nako xelineri boğo a giçkitaz! Andğa alboni biçalişi hemuşeni kayi pçağum:) Mteli biçalişam do xelineri boğo... Lazca'dan Türkçe'ye geçelim madem oturduk yazmaya yeni yılın ilk sözleri her dilde olsun değil mi? Aslında Lazca yazmak istememin sebebi dilimi özlemem. Kullanamadığım için; yani çevremde konuşacak kimse olmadığı için, etrafta pek fazla duyamadığım için duyduğum bir özlem bu. Konuşmadıkça ifade gücümün azalacağını hissettiğimden Lazca yazmak istedim. Yazarken de ne kadar keyif aldığımı gördüm ağzım kulaklarımda:) Bir de bu güzel dilin ölmemesi için kayda bir şeyler geçmek önemli. Onca güzel kelimenin onca güzel ifadenin gelecekte hiç duyulmayacak olması gözlerimin dolmasına neden oluyor. Başk...

Bir Yılın Son Demleri

Resim
Her yeni ayı bazen coşkuyla bazen de melankolik hallerde karşıladım kelimelerimle derken bir yılın daha sonuna geldik. 2012 neler aldın neler verdin şimdi tek tek düşünüp bulup da yazamam ama çift rakamları hep bir sevmişimdir o açıdan bir sempatim vardı sana karşı:) Yine dolu dolu güzel zamanlar geçirdim. Yeni yerler, yeni insanlar, yeni şarkılar, satırlar, dizeler... Hepsini heybeme doldurdum güzelce.  Yılın son deminde; Karadeniz'in kokusunu içime çektim soğuk soğuk, dalgaların bembeyaz köpüklerini hayran hayran süzdüm, bulutların gökyüzü tuvalindeki grili, mavili beyazlı Aralık tonlarına baktım ve dedim ki: Bu an güzel, bu anı yaşamak güzel... Derin bir nefes aldım buz gibi ama ferah ama tertemiz, yeni yılın yeni cümlelerini kurmaya hazırım. Bir de gülümsedim içimde biriktirdiğim bütün melekler için, güzel bir şarkı söyledim gözlerimi bile açamayacak kadar nağmeli içten. Yürüdüm ve yürümeye devam edeceğim hayatın sokaklarında nefesim yettiğince kah ağlayarak kah güler...

Kasetler...

Resim
Bu akşam konser var. Haluk Levent'i dinleyeceğiz. İçimde bir neşe anlatamam. İlkokul ve ortaokul yıllarımı hatırlatıyor bana Haluk Levent şarkıları ve şiirleri. Upuzun saçlarımla çırpı gibi kara kuru bir küçük kızken kuzenlerimin peşine takılıp "canlı müzik" dinlemeye giderdim. Ne büyük mutluluk! Yaşımdan büyük işler yapınca kendini bir şey sanma yılları malum...Gitarlı abilerden gözümü alamazdım. Abilerimizden değil de gitarlarından tabi ki de:) Piyasadaki bütün şarkıları ezbere bildiğimi yazmama bile gerek yok. Vee Hopa'daki kocaman taş evin ikinci katında denize doğru bütün pencereleri açıp müzik setinin başından ayrılmadığımız zamanlar. Kasetler dizilmiş sıra sıra. A yüzü B yüzü şarkı atlamadan dinliyoruz, deli gibi bağıra bağıra söylüyoruz son ses! Başta Haluk Levent olmak üzere Ahmet Kaya, Zülfü Livaneli konser kayıtları, Oya Boralar, Ezginin Günlüğü ve niceleri... Ama Haluk Levent'in yeri nedense hep farklı olmuştur benim için. Onun şarkıları gitarı elime ...